petkim de bir fabrika.fabrikanin toplam uzunlugu bir uctan diger uca 3km.balkanlarin en buyuk fabrikasi.dunyada da onemli bir yerde.gunluk cirosu milyarlari ifade eder.
ışıkkentte, çimentaş grubuna bağlı, öğle saatlerinde açık olan lüks bir restoran.
hammadde veya dier malların makine yahut sair teknik vasıtalarla işlenerek yeni veya değerli mahsuller olarak meydana geldiği genellikle üretim yerleridir. alakalı bir diğer terim için (bkz: fabrikasyon)
fotograf studyosu. maslak - istanbul. kurucusu tamer yilmaz. koray birand fabrika içinde freelance çalışmalarını sürdürmektedir. serdar arıkan diye dünya tatlısı bir kurucu ortağı bulunuyor. saliha sanlı diye de fettan bir koordinatörleri var. asistanlarında setçilerine kadar herkes için tatlı ve başarılı diyebilirim.
fiyatlari network'un %70i, kalitesi ise kumaslarinin altinyildiz olmasi itibari ile network le hemen hemen ayni olan; giyim markasi.
2005-2006 kış sezonu kataloglarında bayıldığım, mümkün olsa kendisi ile beden değiştirmek isteyeceğim bir fotomodelle çalışmış altınyıldız alt markası.
fabrika bizim gibi beyaz yakalıların sabah saat 08.00 den akşam iyi ihtimalle saat 18.00 e kadar vardiya düdüğü, üretim makinaları gürültüsü, yemekhane kokuları arasında çalıştığı dört duvar değil 14bin duvardan mamul kocaman binalardır. mavi yakalı işçiler için ise çoğu kez oturmaya bile vakit bulamadıkları, hayalleri olan ustabaşılığa terfi için daha yıllar geçmesi gereken bazen 2 bazen 3 vardiya çalışılan ama illaki insanın gecesini gündüzüne karıştıran bir dönemi ihtiva eden, kocaman gri alanlardır.
biz fabrika işçileri, yakamız ne renk olursa olsun, sabah çapaklarımız gözümüzden düşmeden servislere bineriz. kardeş gibiyiz hepimiz, çünkü uyurkenki hallerimizi birbirimizin eşinden daha iyi biliriz. aynı simitçiden kuru simitimizi alırız. sabahları imam sabah ezanını okurken; biz evde gülüşümüzü, sevgimizi, çocuklarımızı, huzurumuzu bırakır, demirden zırhımızı giyer, bantlara ya da masalara yayılırız.
fabrika 24 saat işler, o işlesin diye biz hava kaçıran balon gibi yıldan yıla söneriz. gözlerimizin altı torbalanır, omuzlarımız çöker. sohbetimiz mesai bitimine kadar hep "üretim ne kadar artacak", "sana gönderdiğim raporu aldın mı"," toplantı için salon bir boş mu?" dan ibarettir sohbetimiz.
biz fabrika çalışanları, birbirinin nasıl uyuduğunu çok iyi bilenler, yıllarca da çalışsak bazen dibimizdeki masada oturanın en sevdiği rengi öğrenemeden emekli oluruz, ya da olamayız. her yılbaşında bir ümit bakarız terfi edenler listesine. adı olmayanlar, insan hayatında 1 sene çok kısa bir süreymişçesine aynı umutla beklerler bir sonraki seneyi.
biz yemeğimizi seçme özgürlüğüne sahip olmayan fabrika işçileri, her öğlen aynı saatte acıkırız. aynı yağdan mamul yemek listesindeki 10 yemek, pilav ve makarnayı yanına katık edip döner durur ayda 30 gün yılda 12 ay. yaka rengimiz farketmez, hepimizin üzerine aynı yemek kokusu siner.
fabrikada işçiler olur, memurlardan çekinir. memurlar çok çalışır. müdürler onlar çok çalışsın diye çok kızar onlara, müdürleri direktörler paylar, direktörleri koordinatörler. fabrikanın sahibi gelir; herkes sus pus olur. o ne derse doğrudur. makineler patlasa da üretim katlanır. biz haftasonları da geliriz fabrikaya.
fabrikada sendika varsa, biz bayramlarda seviniriz. bize erzak verirler. nohut, bulgur, pirinç, deterjan verirler. senede iki kez bayram olur bize. oysa biz belki de evde hiç nohut pişirmeyiz.gene de seviniriz.
fabrika bize yıllık izin verir. ama her yıl hep aynı dönem verir. biz yıllık izine bize söylenen günlerde çıkarız, bakımcılar da biz yokken fabrikayı tamir eder, bakım yapar. temmuz sonu, ağustos başı olur bakımlar. o tarihlerde bütün oteller çok pahalı olur. biz gene de 3 bari gitmek isteriz bir yerlere. 1 sene boyunca anabilmek için o 3 özel günü.
fabrikanın kapısında elektronik makineler olur. biz oralara kart basarız; biz şu saatte geldik, bu saatte gidiyoruz diye. biz üniversitede diploma alırken ne yemin etmişsek edelim; fabrika inanmaz ki bize.
fabrikada bizim elimizden geçen kağıtlarda çok büyük paralar yazar. biz o paraların hesaplarını yaparız. ama çok dikkatli olmazsak, hatamızı ödemek için ömür boyu bedava çalışmamız gerekir. o yüzden fabrikada birileri iş yapar, birileri işin yapılıp yapılmadığına bakar, birileri işin yapılıp yapılmadığına bakılıp bakılmadığına bakar. bu en sonuncular, en çok parayı alanlardır.
fabrika bize ekmek parası verir, kira ya da kredi parası verir, mutfak harçlığı verir. ama hemen vermez, önce çalışırız sonra verir, azar azar aydan aya verir, ki biz hep 10 sene sonrasını planlayıp, mecburen çalışalım 2 göz odalı bir ev alabilmek için.
biz fabrika çalışanları, otomatik pilotlar gibiyizdir. hep aynı saatte günaydınlaşır, aynı saatte iyi akşamlaşırız. birbirimizin haftasonunun nasıl geçtiğini merak edecek vaktimiz olmaz, kim saçını kestirmiş farketmeyebiliriz.ama hergün gelen rapor o gün gelmezse anlarız ki raporcu fabrika işçisini hastadır ya da artık maalesef başka bir fabrikanın işçisi olmuştur.
işte biz eve en yakın noktada servisten inip, bakkala uğrayıp eve koşan fabrika çalışanları; avrupa yakası dizisine çok güleriz. ama çok içten gülmeyiz; gülemeyiz, çünkü biz de insanız; kıskanırız, yıpranırız.
andy warhol'un kendi atölyesine taktığı isimdir. malumunuz warhol orjinal ve hiç görülmemiş birşey yerine zaten hali hazırlda olan ikonları yeinden üretime sokarak dalagasını geçtiği için kendi atölyesine fabrika adını vermiştir.
boyle bir marka var evet. beylikduzunde de outlet magazalari var; cok guzel.. mayis ayinin bir pms doneminde bakalim ne olmus:
ilk gun (pazartesi) : tez sunumunda (persembe) giyilmek uzere takim elbise bakilmasi gerekmektedir. tez kosusturmasi icinde bu gorev tabi ki son gunlere birakilmistir. sunuma 3 gun kala bir oglen gkhn ile birlikte fabrika altinyildiza gidilir, gayet de guzel bir takim begenilir. etegin boyu diz altidir, gorevli kiz olcer bicer, diz ustunde igneler. bir de gomlek dugmeleri arasi biraz acik oldugu icin ek dugme takilacaktir. her sey guzel, para cekildi kredi kartindan, takima tadilat yapilacak, sali aksami 8 gibi alacagim, persembe sabahi da takimimi giyip sunuma gidecegim. carsamba gunu teslim etsek olur mu diye sordular en basinda; "aman ha, carsamba gunu jurim var (aslinda persembe fakat aradaki bir gunu aksilik durumu icin kullanirim diye boyle soyluyorum), sali aksami elimde olmak zorunda ki carsamba sabahi giyebileyim" dedim. her sey harika degil mi? degil!
ertesi gun (sali): aksam 8e yaklasirken magazayi ariyorum. tadilat numarasiyla beraber takimi anlatip terziden gelip gelmedigini, ona gore cikip beylikduzune gidecegimi soyluyorum. bir dakika beklersem bakacaklar, "tabi" diyorum. bes dakika sonra "takiminizi bulamadik, telefon numaranizi birakabilir misiniz az sonra sizi arayalim depoya bakip hemen" diyorlar, telefonumu birakiyorum.
20 dakika sonra: duzgun araliklarla telefon calisiyor mu diye kontrol ediyorum zira calmiyor. tekrar ariyorum. adimi soyadimi ve tadilat numarami verip az once aradigimi soyluyorum. telefondaki kiz depoda bulamadiklarini soyleyip "bu magazadan aldiginiza emin misiniz, beylikduzu migrostaki magazamizdan almis olabilir misiniz?" diye soruyor!!! kendisine nazik bir dille elimdeki faturada ve tadilat fisinde su an gorusmekte oldugum magazanin adinin yazdigini, bir onceki gun aldigim elbiseyi nerden aldigimi hatirladigimi soyluyorum. az sonra beni arayacaklarini soyluyorlar. aramakla ugrasmamalarini zira daha once belirttigim uzre (aslinda oyle olmasa da) elbisenin yarin sabah ustumde olmasi gerektigini ve bu yuzden biraz sinirli oldugumu, 10 dakika sonra benim orda olacagimi soyluyorum, gerek olmadigini soyluyorlar. herkes cok kibar - sesimin tonuna hakim olmaya calisiyorum.
10 dakika sonra: magaza muduru x bey tarafindan araniyorum. benden once tadilati yapan gorevli kizin tarifini istedikten ve orada bir sure kizin kim oldugunu kendi aralarinda konustuktan sonra bana takimin yanlislikla terziye gidecek degil terziden gelmis kiyafetler arasina konmus bulundugunu bu yuzden de tadilata giremedigini soyluyor. kendisine bunun benim problemim olmadigini, benim tek problemimin ertesi sabah uzerimde olmasi gereken o eflatun gomlek ve gri etegin elimde olmamasi oldugunu soyluyorum. hakli oldugumu belirten x bey; bir yandan kasanin orada durdugunu soyledigi kiyafetlerimi elinde tutarken diger yandan "tadilat olarak ne yapilacakti?" diye soruyor. kendisine etegin boyunun isaretli yerden alinacagini ve gomlegin dugmeleri arasina ek dugme takilacagini soyluyorum. sesimin tonu kibar konusma tonundan hafif cemkirme tonuna dogru yol aliyor; farkindayim. "etegin boyu iyi aslinda, gerek de yokmus kisaltmaniza" diyen x bey'e cildirmis olmanin verdigi etkiyle etegi uzerimde gorup gormedigini hatta beni gorup gormedigini sorup "belki ben kisa bi insanim?" diye bagiriyorum. evet; cuce oldugumu x bey'e haykiriyorum, galiba aglayacagim.. x bey afallayip "tamam, kacta elinizde olmak zorunda bu takim?" diyor, (neyse ki bir gunum vardi arada) "12de giyip cikacagim" diye cevap veriyorum; "saat 12de elinizde olacak, evinize gonderecegim, adresinizi alayim" diyor. musait bir zamanimda kahvelerini icmeye cagiran x bey'e tesekkur edip gkhn ile bulusup agliyorum. bir yandan da belki yaninda bir sey hediye ederler diye kendimi avutuyorum. kadin her yerde kadin iste..
ertesi gun (carsamba): tez gerginligi pms ile birlesince ne kadar da fena bisey oluyormus a dostlar. once kimi oldursem karar vermeye calisiyorum evin icinde dolanirken. magaza muduru x bey, tez danismani, juri, o magazadan alisveris yapan ve 5 sene once bu bolume giren kendim.. annem korkulu gozlerle bir bana bir saate bakiyor. saat 12 itibari ile o takim elimde olmazsa muhtemelen x bey ile baslayacagim cunku. balkonda oturup gelen butun arabalari gozetliyorum. 12de elime gecen ilk seyi asagi firlatabilirim..
11:59 : kapi caliyor. kim o? - altinyildiz. 1 dakikayla hayatlarini bagisladim su an adamlarin, evet. icinde hediye de olacak o paketin; inaniyorum.. elbisemi aldigim gorevli cocugu dogru takimi getirdigine ikna olmadan da gondermiyorum. hediye falan yok bu arada ama olsun, kahvelerini icmeye gittigimde icim gide gide baktigim kolyeyi hediye ederler belki telafi amaciyla. annem boyle yaygara kopardigim takimi merak ediyor, arkadasi da var salonda; "giy de gel gorelim" diyorlar, odama - giyinmeye gidiyorum.
12:05 : once gomlegin askisini mi firlatsam yoksa ciglik mi atsam diye dusunurken ikisini ayni anda yapar buluyorum kendimi. sinirlerim bosaliyor, oturup aglamaya basliyorum. evde sahane panik havasi yarattim. sakinlestigimde anliyorlar ki gomlege eklenmesi gereken dugmeler ortada yok!!! ustumu degistirip evden firlamaya yelteniyorum; bu halde gidersem magazanin camlarini indirecegimden emin annem dugmeleri cikip ekletebilecegini, benim sunumuma calismam gerektigini soyluyor; en azindan x bey'i aramam konusunda anlasiyoruz.
12:15 : telefondayim.. + fabrika altinyildiz buyrun - iyi gunler, magaza mudurunuz x bey ile gorusebilir miyim + kim ariyordu - geheimnis + aaa tabi geheimnis hanim, bir saniye x bey; geheimnis hanim ariyor, avcilardaki musterimiz (taniniyorum artik, evet!)
+ merhabalar geheimnis hanim, nasilsiniz? - (nasil sakinim ama) tesekkur ederim x bey iyiyim sizi sormali? + sagolun biz de iyiyiz. - takimim elime ulasti, tesekkur etmek icin aramistim ben + rica ederiz ne demek; gorevi.. - <caps> siz benimle dalga mi geciyosunuz ya? </caps> + ne? nasil? - bu gomlegin dugmelerinin arasinda ek dugmeler olacakti, yapilmamis? sizin yuzunuzden gec kaldigim yetmedi bir de sinirlerim bozuldu az sonra sunuma cikicam moralim rezalet, nedir bu ya? + aaa ozur dileriz. - (yine sakin ses tonu) rica ederim, onemli degil. simdi evden cikicam, once terziye gidicem, halledicem ben. cok yardimci oldunuz hakikaten, ne diyeyim. iyi gunler + iyi gunler efendim.
.. bu hikaye boyle bitti. sonra ne oldu? bir arkadasimin basina cok daha hafifi romanda geldi. elbisenin yaninda $al hediye ettiler aninda. ben ne yaptim? butun bunlardan 1 gun sonra tezimi verdim; mezun oldum, begendigim o yesil mezuniyet elbisesi baska hic bir magazada olmadigi icin - sirf yesil ile uyumlu olsun diye saclarimi kizila boyatmaya gittigimde saclarimi siyaha boyamalari ve 2 gunumu kuaforde gecirmemden hemen sonra - ayni magazaya tekrar gittim. elbisenin bedeni olmadigi icin mersindeki magazadan getirteceklerini ve tadilata girmesi gerektigini soylediklerinde magaza muduru x bey ile yuzyuze tanistim.
kahve sozlerini unuttular, elbisenin uzerine begendigim kolye de elbisenin yari fiyatiydi diye almadim..
emek sinemasının arkasında kalan yeni sayılabilecek bir mekan
Not :Yukarıdaki bilgiler ekşi sözlük yazarları tarafından yazılmış olan bilgilerdir doğruluğu konusunda garanti verilmez.