film
film
film
aradığınız etikete şu linkten ulaşabilirsiniz : film için sonuçlar
film için diğer sonuçlar
- bir konunun ce$itli aktorler ve bir suru alet yardimiyla canlandirilip sonra surekli gosterilmesi icin banta kaydedildigi gorsel performans..
- (bkz: unutulmayacak film sahneleri)
- bayıldıımda hayatım film gibi gecer onumden
- uzerinde dusen isigin kaydedilmesini saglayan ozel katmanlarin oldugu ince serit
- cinerama nın inanılmaz gaz şarkısı
çok gaz ya çook..
- analog malzeme. 35 mm, super 16 mm, 16 mm, super 8 mm ve 8 mm formatlarinda olabiliyor..
- (bkz: cizgi film)
- bir doku türü.
(bkz: şerit)
- bir sinema dergisinin adı. yeni insan yeni sinema'dan ayrılanlar çıkartıyor.
- samuel beckett'in az bilinen, son derece etkileyici bir kısa film çalışması.
- filmler dogruyu söyler,yalan söyleyen hayat.
- (bkz: daydreaming)
- samuel beckett'in buster keaton'un hayatından esinlenerek 1965'te yaptığı film.
- 1965 yapımı alan schneider yönetimindeki "film"in teması, george berkeley'in "esse est percipi"* düşüncesi üzerine oturtulmuş. filmde samuel beckett'ın sadece tuhaf karakter ve senaryolarda değil, tiyatral sahneler yaratmasındaki üstün yeteneğini de görmek mümkün. beckett usta tekrarlardan faydalanarak yarattığı gülünçlüklerle gayet yavaş ilerleyen bir filmi sıkıcı olmaktan kurtarmış.
--- spoiler ---
20 dakikadan kısa süren, siyah-beyaz, müziksiz, diyalogsuz -tamamiyle sessiz- bu filmin hikâyesi ise şöyle: buster keaton amcamız -ki filmin sonuna kadar kendisinin kim olduğunu bilemiyoruz- yüzünü insanlardan ve kameradan tamamiyle gizleyerek sokakta yürümeye çalışmaktadır. mümkün olduğunca tenha yerlerden, özellikle duvar kenarlarından geçerek evine varır. bu esnada yüzünü görebilen insanlar da korku ve şaşkınlıklarını gizleyemeyeceklerdir. evine varan amcamız -yine kamerayı arkasına alarak ve duvar kenarlarından yürüyerekten- odasının içindeki ışık veya göz yerine geçebilecek her tür eşya ve hayvanı kamufle etme veya ortadan kaldırma çabasına girer. adeta bir adventure oyunu kahramanı devinimiyle perdeleri çeker, duvarda asılı aynanın yüzünü örter, kedi ve köpeği dışarı çıkarır, papağan ve japon balığının üstünü örter, duvardaki bir portreyi indirip parçalar... hatta oturduğu sallanan sandalyenin sırt kısmındaki iki deliği bile bir çift göz gibi algıladığı için, ondan bile rahatsız olur. bütün bunları yaparken belirli sıklıklarla da nabzını yoklamaktadır. en sonunda, her şeyden emin olarak sandalyesine oturduğunda, bir zarftan çıkardığı fotoğrafları tek tek inceler. hepsi bittiğinde -içinde kendisinin de yer aldığını tahmin ettiğim- fotoğrafların tamamını yırtar ve arkasına yaslanıp sandalyesinde sallanmaya başlar. o sallandıkça biz yavaş yavaş uyuklamaya başladığını fark ederiz. bunu fırsat bilen kameranın amcanın önüne geçip onu görüntülemeye çalıştığı ilk teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlansa da, ikinci denemede keaton'ın nemrut yüzünü ve teki korsan bandıyla bağlanmış gözlerini yakalamayı başaracaktır. aynı anda keaton da uyanır ve karşısında kendisini bulur. onu görüp ürken insanların aynı dehşet ifadesiyle, elleriyle yüzünü kapatır ve filmimiz burada biter.
--- spoiler ---
bu film beckett'ın hiçliğe, algılanmamaya, yok olmaya ya da en azından görünmez olmaya olan özlemini en basit hâliyle ortaya koyduğu bir yapımdır. özellikle sinema ve felsefe severlere tavsiye olunur.
- bazan film seyrederken rollerden birine kaptırıveriyorum kendimi. onu oynuyorum, onunla yaşıyorum, o oluyorum... düşmanlarına düşman oluyorum, dostlarına ölesiye bağlanıyorum, o üzülünce ben de üzülüyorum, arkasından oyun çevirdiklerinde kinleniyorum, bazı davranışlarını doğru bulmuyorum ama insan hep doğru bildiğini yapmaz ya diyor, onları da yapıyorum, onunla ağlıyorum, onunla gülüyorum... sonra birden bitiyor film. ortada kalıveriyorum, ne yapacağımı bilemiyorum... sonra, bana ne ki diyorum, ben filmde değilim, o benim rolüm değil... sonra... benim rolüm ne diyorum... kalıveriyorum ortada, ne yapacağımı bilemiyorum..
- bir cinerama şarkısı;
you swing your hips and then you wave me over
your eyes are so blue
i stroke your lips, you call me casanova
oh honey you
star in this film every single night and every single matinee
you should be here to bring it all to life
oh i’m just a phone call away
we lie and listen to the raindrops falling
that’s all we do
but the phone rings, and you laugh because it’s your husband calling
oh darling you
star in this film every single night and every single matinee
you should be here to bring it all to life
oh i’m just a phone call away
and then you could be who you want to be
as long as you are near
what are you waiting for?
everything you need is here
just come and sleep with me
you must know what i mean
you’ve seen this film before
this is the final scene
star in this film every single night and every single matinee
you should be here to bring it all to life
oh i’m just a phone call away
- türk televizyon kanallarında izlenmesi işkence olan şey... tam konsantre olmuş izlerken, zart diye başlayıp yarım saat süren reklamlardan sonra sibel can, hülya avşar tarzı bilimum kişilerle dolu programların da jenerikleri girer araya ve filmden tamamen kopulur.
televizyon kanalı denen şey ticari bir kurum olduğu ve tek ciddi gelir kaynağının reklam olduğu düşünüldüğünde bu eleştiri pek de haklı sayılmayabilir tabii.
neyse ki dvd ve digitürk gibi şeyler var hayatımızda...
- beckett’in “film”i 1929 yılı yaz aylarında sabah saatinde başlamaktadır. ö’nün ne için nereye gittiği, kim olduğu bilinmemekte ve film bittiğinde de anlaşılamamaktadır. anlaşılan tek bir şey vardır ki o da var olmak insanoğluna ağır gelmektedir.
film’in sabah saatlerinde başlaması ö’nün yeni uyandığı anlamına gelmez. çünkü ö herkesin tersi yönde ilerlemektedir. küçük fabrika semti olduğunu bildiğimiz mekanda insanlar işyerlerine giderken ö tersi yönde ilerlemektedir. ö’nün nereden geldiği belirsizdir. sokaktakilerin üstlerinde ince elbiseler olması ve ö’nün palto ile dolaşması ö’nün geceyi dışarıda geçirdiğini ya da sabah olmadan yola çıktığını göstermektedir. aynı şekilde sokaktaki çifte çarpması ve sokaktaki varlıkları fark edememesi ya da algılayamaması uykusuz olduğunu da belirtmektedir.
sokakta yürürken kimseyle ilgilenmeyen ö kimsenin de kendisiyle ilgilenmesini istemez. hatta algılanmasını engelleyecek şekilde saklanmaya çalışır. ayrıca algılanmadığı sırada yürürken yaptığı hareketlerde saçma ve manasızdır.
gerek sokakta, gerek merdivende gerekse odada algılanmaya karşı bir tepkisi vardır. sokakta ve merdivende algılanmasına saklanarak karşı koyarken, saklanabileceği, algılanmaya karşı koyabileceği son nokta olan evde ise saklanmak yerine kendisini algılayabilecek olanları engellemektedir. ö, algılanmadan, var olmadan, var olduğu kimse tarafından bilinmeden öylesine evde bulunmak ister. evin kimin olduğunun ise önemi yoktur.
istediği tek bir şey vardır; algılanmamak. ancak algılanabilmeyi engellemek için düşünmez. engellemek için evde bulunan şeylere karşı verdiği savaş tamamen alışkanlıklardan ibarettir. kuşun, balığın, aynanın üstünü örter. aynanın üstü açılır, tekrar örter. çünkü alışkanlığı aynanın üstünü örtmesini gerektirir. tekrar açılabileceğini düşünüp yeni bir önlem almayı akıl etmez. köpeği dışarı çıkarırken kedi içeri girer, kediyi dışarı çıkarırken köpek içeri girer. bu böyle sürüp gider. en sonunda köpek nedenini bilmediği halde içeri girmekten vazgeçer de ö çözüme ulaşır. eğer köpek tekrar içeri girse ö yeni bir çözüm üretecekmiş gibi gözükmez. çünkü alışkanlıkları vardır. alışkanlıkları olduğu için de düşünmez. “alışkanlığa bu zararlı bağımlılık ilgimizi felce uğratır, işbirliği kesinlikle gerekmeyen algıların bu yardımcılarını uyuşturur.” düşünmez çünkü, “düşünüyorum öyleyse varım” demek istemez. descartes’in bu sözüne karşı çıkar. aynı şekilde descartes “algılanan şey vardır” demektedir. dolayısıyla kendisini algılayabilecek her varlığı engellemek ister. canlıların duyu organları tarafından algılanamayan varlıklarında var olduğunu çünkü onların sonsuz kudrete sahip tanrı tarafından algılandığını belirten descartes’e inat tanrı baba’nın resmini yırtar. sadece yırtmakla kalmaz üstünde tepinir. ö’nün tanrıya karşı bir tepkisi vardır. çünkü diğer varlıklara karşı sert bir tavır göstermez. bu tepki var olmamak isteyen ö’nün kendisini var ettiği söylenen tanrıya karşı kini midir bilinmez. ö, algılanmayı engellemiştir ve dolayısıyla var olduğunun kimse farkında değildir.
ö sandalyesine oturur ve çantasından çıkardığı resimleri inceler. sonra tek tek hepsini yırtar. çantadan çıkan resimler içerisinde çocukluktan başlayarak yıpranan bir insanın yaşam çizgisi görülmektedir. ancak en sonunda başında şapkası vardır ve yaşından çok daha fazla göstermektedir. resimdekinin kim olduğunun önemi yoktur. çünkü ö’nün de kim olduğu bilinmemektedir. önemli olan resimdeki kişinin doğup büyüyüp yok olmaya yüz tutması, yıpranmasıdır. şapka takacak hale gelmesidir.
ö algılanamamanın rahatlığı içerisinde uyur. ancak, hala kendisini algılayabilecek bir kişi daha vardır ki o da kendisidir. uyumuştur, ancak tekrar uyanır. artık algısı açılmıştır. üzerindeki yorgunluğu atmıştır ve kendisinin farkına varır. yüz ifadesi sokaktaki çifte ve yaşlı kadına benzemiştir. algılanmasına bağlı olarak var olduğunun farkına varmıştır. ancak bu farkındalık ona yeni bir şey getirmemiş farkına varmadan önce olduğu hale geri dönmüştür. şimdi öncekine göre tasalıdır.
ö kimdir? ö aslında herkestir. herkesten farkı ise tek olmasıdır. sokaktakilerin hepsinin yanında birileri bulunmaktadır. sokaktaki çift zaten beraber oldukları gibi yanlarında bir de maymun bulunmaktadır. bisikletlilerin yanında kızlar vardır. arabacının yanında kırbaçlayabileceği bir at bulunur. aynı şekilde kedinin yanında köpek, kuşun yanında balık bulunmaktadır. ö tek olan bir kişi daha vardır o da yaşlı kadındır. g tarafından algılandığında sokaktaki çift gibi yüz ifadesi değişir ve arkasından düşer. sokaktaki çift de algılanır yüz ifadeleri yaşlı kadınınkine benzer ama düşmezler çünkü iki hatta üç kişilerdir. ö tektir. ö beckett’in diğer oyun kişileridir. “beckett’in dünyaya bakışını aktaran bu kişiler, toplumdışı kişilerdir. “ne kimlikleri, ne işleri, ne de yerleri yurtları” vardır.”
ö, beckett’in dünyaya bakışını aktarmaktadır. beckett her ne kadar oyunlarında felsefe hocalığı yapmasa da bakış açısı ister istemez oyunlarını şekillendirmektedir. esslin’in godot’yu beklerken için yaptığı yorum film için de geçerlidir. “eğer sartre için olduğu kadar beckett için de insan, insanlığın durumuyla, varolmanın temelinde hiçlik, özgürlük ve bir seçenekler silsilesi içinde kendimizi sürekli yeniden yaratma gereksiniminin varlığının benimsenmesi olarak yüz yüze gelme görevini taşıyorsa, o zaman…kurtuluş umudu, yalnızca, insanlığın durumunun gerçeğiyle yüz yüze gelmekten ortaya çıkan acı ve kederden kaçmak olabilir.” bu kaçış da ancak diğer canlılar tarafından algılanmayarak varolduğunu unutmakla sağlanabilir denilemez. çünkü hiç kimse tarafından olmasa dahi insan kendisi sayesinde var olduğunu unutamayacaktır.
- -son derece tempolu, cıstak cıstak moral verici süper bir gülşen şarkısı.
-tembel adam için en rahat ve en ucuz başka dünyalar görme, bilgilenme, beyni eğlendirme sektörü ürünleri. inanılmaz büyük paraların döndüğü yapımlar, çok güzelleri olduğu gibi iğrençleri de vardır. (hadi be)
- basarili bir uc nokta bir sarkisi. (bkz: sabaha karsi)
- üç nokta bir'in şarkısı*
filmimin sonu bir hüsran
terketti beni esas oğlan
birbirimize kavuştuk derken yardımcı kadın oyuncu nerden çıktı, nerden?
yarım kalan birşeyler var
bu işte bir yanlışlık var
sette kaldı bütün mutlu anılar
son sahnede o ikisi
repliğim ağlama sesi
bu rol bana göre miydi?
bu film benim filmim
burda esas kız benim
senaryoda bile yokken
bu süslü şıllık da kim?
- eskiden film ile kitap arasındaki farklar tartışılırdı. lise münazaralarında mıydı hatırlamıyorum. bu karşılaştırmalarda ortaya sürülen en büyük farklardan birisi kitabın bir noktasındayken daha önceki kısımlara dönülebileceği, oysa bunun film seyrederken mümkün olmadığıydı. bu hangisinin bir avantajı olarak değerlendiriliyordu onu da hatırlamıyorum, ama vardı böyle bir şey. şimdi tabii dvd çıktı, divx çıktı bu fark ortadan kayboldu gitti. filmi anlayamadın mı sar geriye kardeşim.
bundan sonraki aşama olarak film içinde arama teknolojisinin geliştirilmesini öneriyorum. diyelim filmin ortalarında başta görülen bir kişinin adı geçti. ve biz bu ismin sakallı uyuz tipe mi, yoksa adamı muayene eden sakar doktora mı ait olduğunu çıkaramıyoruz. tabii mevcut teknolojiyle geriye dönüp bakabiliriz ama ara ara bulmak da zor. bunun yerine bir kutucuğa bulmak istediğimiz kelimeyi -bu örnekte ismi- yazalım ve şak diye o kelimenin geçtiği sahnelerin bir listesi çıksın. altyazı dosyasından arama yapılabilerek bulunabilir lan bu. hass. neyse, işi büyütelim ve diyebilelim ki: merry ile jonh'un birlikte olduğu ilk sahneyi getir; süleyman bir yerde çok sinirlenmişti, o sahneyi bul; andrey'in silahından şu ana kadar kaç kurşun çıktı; bu kadın adama neden tip tip bakıyor? vs. bunların hepsini bulabilsin bu sistem. yoksa film mi seyrediyorsun bulmaca mı çözüyorsun belli değil.
- benim için bir çoğunun sonu yoktur. hatta on yaşıma kadar film denen şeyin, resim gibi heykel gibi hayatın alelade bir anından kesitlerden oluştuğunu düşünüyordum. aslında şimdiki film anlayışımdan daha derinlikli bir bakış açısıymış ama mesele o değil. mesele benim annemin dünyadaki tüm filmleri izlemiş olması. annem bir film gördüğünde onun için sadece ve sadece iki seçenek vardır; ya izlemiştir ya da film sıkıcıdır.
ulan tüm çocukluğum leonun sonunu merak etmekle geçti. hem ben aşıktım natalie portman a sanırım. ki o kadar güzel küt saçları olan birini daha görmedim hala şu yaşımda. gost vardı mesela onun da sonunu ancak kocaman adam olduğumda annemden gizli izlemiştim. hüzünlüydü bak o baya, ağlamamıştım da gözlerim azıcık dolmuştu. annem olsa eminim daha filmin ilk karesinde "aaa ben izledim bunu" diyerek tüm bir 7. sanatı itin götüne sokardı yine. sanırsın tüm film sektörü anneme ilk kopyaları gönderiyor. bir filmi de izlememiş ol ulan, nasıl olur bu kadar boş zamanı bir insanın. sinemaya da gitmiyor mesela kendisi ama tv de ilk kez yazan tüm filmler annem için "eehhhh izledim ben bunu" dan öteye geçemiyor. ne zaman izledin ulen. ben de izlemek istiyorum ayrıca. yokkk, çatt değişir o kanal.
çıkır çıkır çıkır (yer hollywood film stüdyoları) çıkır çıkır çıkır
-ohh zor oldu ama bitirdik filmi
-asistana söyle bir kopyayı cemile'ye göndersinler
-geçen filmi sıkıcı bulmuş umarız bunu beğenir
-inşallah
evet artık böyle şeyler hayal etmeye başladım. hadi tamam ya bunu da anladım tüm dünya sana çalışıyor. nasıl oluyor da bir filmi ilk karesinden sıkıcı buluyorsun. bir konu açılsın, karakterler otursun dur bakalım. yok hemen daha jenerik müziği çalarken sıkcı buluyor. daha reklamdan show tv logosuna geçiyoruz sıkıcı buluyor. ilk karakter yatakta uyanıyor sıkıcı buluyor. nasıl bir başlangıç olunca sıkılmadığını daha çözemedim. bu kadar kolay sıkılan bir insan dünyada çekilmiş ve çekilecek olan tüm filmleri nasıl izlemiş oluyor onu da anlamış değilim zaten. ben varken oluyor belki de sadece. baya baya size annem hakkındaki bir derdimi anlattım siz de baya okudunuz dimi şimdi bunu. ya bazen gerçekten inanılmaz davranıyorsunuz yemin ediyorum. sempatik misiniz siz yahu ehauea.
lan o değil de alg falan yetiştiriyorum bu ara okulda, ben böyle şirin bir canlı görmedim. huzurlu lan bir kere, ver ışığı ver besini kendince süzülsün hayvan. dert yok tasa yok. hayvan dedim ama aslında denmez bak ona hayvan. sen uyma bana biliyorum da utanıyorum söylemeye her haltını.
geçen gün rüyamdan gülerek uyandım aylar sonra ilk defa. bunu bir tek ben mi yaşıyorum yoksa var mıdır böyle bir kusur başkalarında da. bir toplantı düzenlesek mesela, bu insanlarla bir yerde topluca uyusak. ben bakıcam nasıl gözüküyoruz dışardan. mışıl mışıl uyurken bir anda kahkaha atan birinin aptal gözüktüğü konusunda şüphelerim var.
zeki kadınlara karşı zaafım var benim. zekası kanıtlanmış bir gorille evlenebileceğime bile inanıyorum bazen. güzel bir örnek olmadı ama sarsıcı oldu sanırım. sarsıcı örnek iyidir, o yüzden silmeyeceğim. gülse birsel'in zeki olduğunu düşünüyorum bu arada. yani marie curie falan olmasına gerek yok.
bir de içimde kalmasın; flim flim flim. ohhhhşşş.
- http://www.myspace.com/filmgreece
(bkz: alarm)
Not :Yukarıdaki bilgiler ekşi sözlük yazarları tarafından yazılmış olan bilgilerdir doğruluğu konusunda garanti verilmez.