hani

hani

hani

aradığınız etikete şu linkten ulaşabilirsiniz : hani için sonuçlar

hani için diğer sonuçlar

  1. cümleye, "yalancısın, adisin" gizli mesajını gömen kelime..
  2. oruç aruoba'nın metis yayınlarından çıkmış ş imdi,hani ve hayal ile gerçek ve şiir ile felsefe üzerine dağınık notlar olarak 3 bölümden oluşan kitabı
  3. ege ve akdeniz'de yaşayıp, derisinin üzerinde sümüksü bir koruyucu madde bulunan, vücuduna oranla iri kafalı bir balık camiasıdır (orfoz bu sınıftandır). büyük olanlarının tulum çıkartılarak hazırlanması -biraz meşekkatli de olsa- önerilir. velev ki küçükse buğulaması ve çorbası pek güzel olur. rakıyı bizzat çorbanın içine dökerek kahvaltı niyetine götürebilirsiniz.
  4. diyarbakırın bir ilçesi..
  5. kutsal kitap
  6. uçuşan iki örümcek teli
    arada bir birbirine dokunan
    sonra sallanan deli deli
    bilemeden
    hangisini
    nereden
    birleştirmeli
  7. (bkz: silemezler gönlümden).
  8. bazı adamlar her iki kelimeden sonra mutlaka bu kelimeyi kullanırlar. hele bir de bu aşırı hani kullanımı dikkatinizi celbettiyse, ondan sonra ne denildiğini anlamanıza pek imkan kalmaz, hani'den başka kelime duyamaz olursunuz. bu hanicilerden biri toktamış ateş'tir mesela. kullanıma örnek vermek babında:

    hani bazı adamlar, hani her iki kelimeden sonra, hani mutlaka bu kelimeyi kullanırlar. hani, bir de bu aşırı, hani hani hani ... zzzttt.. bloşşşş
  9. sezen aksunun sevgilerimle adlı albümünde yer alan bir parça..
    sözleri aysel gürelin, müziği recep aktuğun

    sözleri de şöyledir efendim...
    hani o duygu var ya
    terkeden sevgiliyi düşünmek ara sıra
    hani koşarsın camlara
    bakarsın insanlara düşersin bir boşluğa

    bir an görebilmek onu
    değer tüm yaşamana
    hani sarılırsın çaresiz anılara

    hani serilir anılar karşına
    hani gözlerin kararır o anda

    hani o duygu var ya
    terkeden sevgiliyi düşünmek ara sıra
    hani koşarsın camlara
    bakarsın insanlara düşersin bir boşluğa

    bir an görebilmek onu
    değer tüm yaşamana
    hani sarılırsın çaresiz anılara

    hani serilir anılar karşına
    hani gözlerin kararır o anda
  10. ozlem içeren bir "hatırlar mısın?" kısaltması. türkçe.
    (bkz: hani bana)
    (bkz: hani bizim sevdamiz)
    (bkz: hani turkce nerede turkce)
  11. kitap, "yavaştır yaşamının anlamı
    sana aldırmaz; öyle hemen de çıkıp gelmez sana, sen onu ne denli bekliyor olsan da" sözleriyle başlar... (bkz: oruç aruoba)
  12. nalan'ın bir şarkısı..
  13. hani mezgitin kucugu degil apayri bir balik turudur. ege ve akdenizde bulunur. cesitli cinsleri vardir ama genelde kahverengi zebra seritleri, koca gozleri ve koca agzi vardir. oltaya yakalandi mi kendini koyverir, oburdur, dipte bulunur ve kolay yakalanir. beyaz eti lezzetlidir, kizartmasi guzel olur. hanos da denir.
  14. arkadasinin gosterdigi her hangi birseyi goremeyince sorulan soru.
  15. melankolinin dibine vurmuş süper bir nalan parçası. ayrıca kıymeti fazla bilinememiş olsa da türk pop müziğinin en güzel slow şarkılarından biridir bence. sozlerini de paste edeyim basim goge ersin hadi bakalim:

    gözlerinden anladım gideceksin
    o güzel günleri bir anda sileceksin

    beni hiç mi sevmedin
    hiç mi değer vermedin
    sus söyleme, söyleme

    sen yoksan ne doğan gün
    ne batan gün
    ne de dünya umrumda değil

    hani, hani çok sevmiştin sen beni
    hani, hani büyük sevdan bitti
    yüreğim sana yandı, yanmaz olaydı
    ağla, ağla yan şimdi
  16. çeşme'nin en okkalı ve en güzel kabapçısı.
  17. celik'in hüzünlü, muzdarip, beklentili bir parcasi. sözleri $öyle:

    hani yer oynamayacakti yerinden
    hani gözün vurmayacakti derinden
    hani varina tiryaki olmayacaktim
    hani sevdan belimden bükmeyecekti

    tükenmeden ümitlerim gel yeter
    ya$ım ba$ım gecmemi$ken al yeter
    ardım sıra gizli gizli dolanıp durma
    sonum buysa ben raziyim vur yeter

    hani rüyalarimi bölmeyecektin
    hani gözya$larimi görmeyecektin
    hani sakinacaktin kolum kanadim
    hani $efkat güne$im sönmeyecektin
  18. tabu oynarken, anlatan insanin her kelimede agzindan cikan ilk kelime
  19. sık sık kullandığım cümle içi açıklama-irdeleme gereci.
    birşey anlatırken yapılması muhtemel örnekleme,somutlama ve istiareler öncesinde cümlenin içine girerek hem bir nefes arası hem de bir cümle toparlayıcısıdır bu kelime.
    alin taşçıyan da hani'yi bu şekliyle sıkça kullanır .
  20. "hani, uyuyakalmış birinin üstünü battaniye ile örtersin ya, sana çok yakın değildir, belki sevmezsin bile ama gene de yaparsın bu işi; işte bunun gibi bir şey olmalı çalışmak.
    hani, son cıgaranı, son olduğunu belli etmeden, senden daha zor durumdaki bir arkadaşına verirsin ya; bunun gibi olmalı işinden aldığın keyif.
    hani gece yarısı uyanırsın da, ilk işin kalkıp çocuklarının üstünü örtmek, perçemlerinden öpmek olur; işte ben buna görev derim.
    * * *
    hani, plastik sürahiler vardı çocukluğumuzda, suyu bardağa boşaltırken, kuş sesi çıkaran sürahiler.
    babalarımız vardı, unuttun mu? eve kese kâğıtlarıyla gelen, kokusunu duymak için boynuna sarıldığımız adamlardı. hani komşularımız vardı, akşamları ziyarete gelirken, sesleri "fatma'nıııım!" diye sokağı çınlatan. hani yazlık sinemalar vardı, en azından filmin sesini duymak için, sivrilere boş verip pencereyi açarak uyuduğumuz.
    tasla yoğurt alırdın da hani, eve gelene kadar yarısını yerdin. hani kanarya beslerdin de, "çipet çipet şak şak, aniya aniya şak" diye acaip sesler çıkartırdın... hani palavracı abilerimiz vardı bizim; "apartman verdiler de, vermedim bu kuşu" diye kanaryasını öven. sünmüş toplarımız vardı; kırk çocuk peşinde koştururduk. yokuşa su dökerdik geceden, sabaha kadar buz tutsun diye. oyuncak arabalarımız vardı naylondan... ne biçim süslerdik değil mi? bir de telden "dümen" takardık tepesine...
    hani iki kişilik ıslıklarımız vardı bizim. o ıslığı, öyle çalınca, hep o baş çıkardı pencereye bir bahaneyle. ürkek ürkek bakardı... hani o başı görmek için, aynı sokakta saatlerce volta atardık.
    hani, "çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip bücürü" kalkar, sıra kahvelerin önünden yürürdük.•
    hani merak ettim; kaça bu saydıklarım? mutluluk kaçtan gidiyor bugünlerde? piyasası, dolara endeksi nedir? ne kadar bunalmış herkes. türkiye, almanya farketmiyor, iş manyağı olmuşuz hepimiz. aybaşında elimize şu kadar geçecek, bu kadarı masraf, kalanıyla şunu bunu alırız, bu da tatil için... çalışmanın tek amacı, şu kalanıyla yapılacaklar olmuş çoğumuz için.
    bu, insan olarak ağırıma gidiyor benim. dev ekran tv, bilmem ne marka araba, pantalon, "cep" telefonu, ananın ininde tatil yapabilmek uğruna, sabana vurulmaya razı olan öküzler gibi olmak... hayatımızın çok önemli bir bölümünü bunlara dönüştürmek için harcıyoruz. kimse keyif almıyor yaptığı işten, herkes yakınıyor, herkes bunalıyor ama taksitler diz boyu... sahte keyifler almak için, gerçek yaşamımızdan harcıyoruz. çoğumuzun bir kere olduğuna inandığı yaşamdan.
    ne zaman unuttuk küçüçük şeylerle mutlu olmayı ve asıl önemlisi, mutluluğun küçük şeylerle olabileceğini? bizi fena kandırdı birileri. parayla alınan şeylerin mutlu edeceğine, alnımızı gümüşleyeceğine inandırıldık. pardon ama resmen keriz yerine konduk, işletildik. gerçek anlamda "çalışan hayvanlar" olduk.
    hatta uzun zamandır, emeğin gereksinimlere (hadi biraz da fazlasına) dönüşmesinden başka bir şey oldu iş. kısacık yaşamımızı, hiç bir ideali olmayan, ne anlama geldiğini bizim de bilmediğimiz zırvalara adadık bu yüzden. o zırvada en yukarılara çıkmaya çalışır olduk. sosyal hayatın gereği arkadaşlar değil, "şöyle iyi bir iş" oldu. o işte tırmandığımız yer kadar "adam" olduğumuza inandık. tırmanamayınca da, iğdiş edilmekten değil, harem ağası olmamaktan yakınan zavallılara döndük.
    ağzımızla kuş tuttuk belki ama dedelerimizden, babalarımızdan daha karamsar, daha bitkin, daha yılgın, daha mutsuz olduk. mutsuz oldukça daha çok istedik. çünkü tüm kavramların anlamı değişmişti yaşamımızda. çocuklarınıza bir baksanıza; aldığınız bilgisayar oyunları, bilmem kaç kanal televizyon, yolladığınız paralı okullar, mutlu olmalarına yetiyor mu? yüzleri asık, daha bu yaşta baş ağrıları var. hiç bir zaman, bizimki kadar güzel olmayacak çocuklukları. çünkü bizim sevenlerimiz vardı; bütün gün çalıştıktan sonra, tek derdi televizyon seyretmek olan anne babalarımız değil. bizi kitaplardan öğrendikleriyle değil, duygularıyla büyütürlerdi. sık sık sopa da yerdik ama şimdi çocuklarınızın sizi sevdiğinden daha çok severdik onları.
    kim bu hale getirdi bizi? yalnız çalışkan, yalnız saçları taralı, yalnız beslenme çantası sucuk kokan çocukları seven öğretmenlerimiz mi? o yüzden mi bu kadar parlak, bu kadar başarılı, bu kadar taralı olmak zorunda hissediyoruz kendimizi? iyi de, onlar bizden atatürk'ü sevmemizi istediler yalnızca. bir de vatanı. çoğu kötü öğretmendi ama vatanı tanımlarken, onlar bile "parsel" sözünü kullanmadılar hiç.
    yoksa televizyon mu suçlu? öyle, kendi başımıza yaşayıp giderken, kafalarımıza başka dünyaların, başka yaşam biçimlerinin de olduğunu zorla sokan televizyon mu? "ecnebi" filmlerde "ulan onlar da insan, biz de" diye hayıflanırdı büyüklerimiz; bu mu yani? o zaman mı kafamıza girdi insan olmanın, onlar gibi yaşamakla olabileceği?
    uzaktan kumanda aygıtı, spor araba, bulaşık makinası, sarışın, mavi gözlü insanlar...
    (bak şimdi, durduk yerde, aklıma burada çıkan bir derginin istanbul'la ilgili bir yazısı için attığı başlık geldi: istanbul, sarışın kadınların kenti. eh, göz rengine de bir çözüm bulundu nasıl olsa...
    belki de bunların hepsi birden suçludur. belki bir askeri darbe olmuştur o memlekette ve çok korkan birileri, bizleri korkulmayacak hale getirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. bu ülkenin adam gibi bütün adamlarını yok etmiş, kapatmış, sindirmiş, olmadı yurt dışına kaçmak zorunda bırakmıştır. geriye de, kimya dersinde fatih'in başarılarını anlatan lise öğretmenleri, reklamcı yazarlar, protest müzikçiler (bunu duydum ama ne olduğunu bilmiyorum), stand - up'çılar, gemisini kurtaran kaptanlar, arz ediyorum beyefendiler, his masters voice'ler, buraya puan ya da puanlar almaya geldik'çiler, sen benim kim olduğumu biliyon mu'cular, ben var ya ben'ciler, yalvarırım memet ali bey'ciler, makro ekonomistler, mikro beyinliler falan kalmıştır.
    yok canım! "türk milleti zekidir, türk milleti çalışkandır" öyle bir darbeyle de beyni hamur teknesine dönmez. azıcık hafıza kaybına uğrar, hepsi bu.
    * * *
    hani yeşil parkalı düşlerimiz vardı da, hani büyüyünce adam olacaktık.
    hani çocuklarımız daha güzel bir dünyaya doğacaktı da, motorları maviliklere sürecektik.
    hani verdiğin sözler, hani ellerin nerde?
    (imdi, bu yazının içindeki yığınla "hani" aranızda birilerine kippling'in "if" şiirini hatırlattıysa, diyecek bir şeyim yok; haklısınız. az önce yeniden okudum o şiiri.
    "nasıl olsa kimse okumamıştır" deyip türkçe'ye çevirdiği kitabı kendi romanıymış gibi sokan yazarların olduğu bir ülkede, bu kadarcık "esinlenmeyi" abdiacze çok görmeyiniz reca ederim."

    kaynak: http://www.derkenar.com/yazar/aliturkan14.shtml
  21. bir aşk'ı kitaplarla yaşamanın hayatın bir yerinde anlamlı olduğuna inanıyorsanız ve aşk'a inancınız sarsıldıysa tutunacak, tutacak kitaplardan biri, en önemlisi.. taa ki bir zaman sonra 'ile'yi okuduğunuzda sizi hani'den çok etkilediğini fark edeceğiniz günlere kadar. ve oruç aruoba'nın 'öyle ki artık yazmayabilirsin de' cümlesini anımsayarak yazarsınız belki de, belki de yazmayabilirsiniz bile. anlatılana yakın bir şeyleri yaşamayı göze almayı isteten bir kitap. 'bu yazılabildiyse kimbilir ne yaşanmıştır?' dedirtir başta, sonrasında ise yıllar sonra 'ile' verir cevabı.. "hani" kelimesi kadar önemli...
  22. sevdiceğimin az zaman önce, onu terkettiğimde, ortada bi başına koyup gittiğimde, benim arkamdan kendi kendine bana ithaf ettiğini söylediği nalan parçası.ne vakit dinlesem hatalarım, pişmanlıklarım yüzüme şamar olur çarpar.beni kendimden nefret ettirir.
  23. fikrimce türkçedeki en güzel kelime.. bütün bir geçmişi, hafızayı, karşınızdakinin de hatırlaması ihtimaliyle bir cümleye başlamayı, umudu içerir.. hani 4 sene önceki yılbaşında... hani annemler tatildeyken bizde... hani sen uyumuştun da biz.. hani...
    aynı zamanda verilemeyecek mektuplarda hatırlananlar için de "hani"dir o büyülü kelime.. hani köprüde yürürken.. hani meydanda yağmur.. bazen iç burkar, bazen sarsar ama hatırlamak kadar güzeldir bu kelime.. hatırlamak kadar acı verse de bazen.. muhteşem bir kelimedir..
    ve fikrimce okunabilecek en güzel kitaplardan da biridir... aşk'ı anlatır her satırıyla... oruç aruoba'nın şaheseridir.
  24. "savunmasız ve korumasız: ama güçlüdür -kendisinin sen yok olduktan sonra varolmasını sürdüreceği düşüncesi yavaştan ve derinden kaygılandırır onu (senin de ciğerine oturur onun bunu düşünmesi); ama, merak etme: güçlüdür, güçlü olacaktır, yeterince - yeter, kendine-
    sen gidince de...-"
    s.64
  25. "gider de -bırakabilirsin onu sen de: yaşamının anlamını zaten yitik saymamış mıydın, çoktan..
    ama, onu bırakırsan ; o da dönmezse sana; yitirirsen onu, kapkara bir duman kaplar yaşamını: artık, gerçekten isteyebilirsin sonu, sonucu, sonunu -yokluğu..
    senin ölçün -kendin için kullanacağın mihenk taşı- olacak o: ona layık olamazsan, hiçbirzaman hiçbirşeye yaramamışsın, demektir-
    o zaman -öyleyse; öyle ise-, büzül-küçül; ve işte, yok ol-
    (bkz: buğu/@pati)" s.53
  26. Not :Yukarıdaki bilgiler ekşi sözlük yazarları tarafından yazılmış olan bilgilerdir doğruluğu konusunda garanti verilmez.