kayakoy
kayakoy
kayakoy
aradığınız etikete şu linkten ulaşabilirsiniz : kayakoy için sonuçlar
kayakoy için diğer sonuçlar
- fethiye yakinlarinda cumhuriyet sonrasi yer degistirme programlari yuzunden bosalmis bir kent. sakinleri olan rumlar yunanistana gitmis olup o gunku nufusunun 25 binin uzerinde oldugu tahmin edilmektedir.
- sit alanidir, batik kent'e cok yakindir, bu yuzden de varolan sayili evler de astronomik fiyattadir...
- fethiye'de de var bi tane, onun için (bkz: kaya koy)
- gokceada'nın zamanında 20000 haneyi barindirdigi halkinin cesitli yollara terk etmeye zorlanildigi köyü...
(gokceada'nın kendisi ilcedir)
- (bkz: mubadele)
- likyalilar zamaninda ki adinin karmylasoss oldugu sanilmaktadir. bu bulunan bir sikkeden anlasilmistir. karmylassos olarak gecmistir adi.
bilindigi uzere likya kentlerinde isimler genelde ss ile biter.telmessos tloss gibi. osmanli doneminde ise topkapi sarayinda bulunan bir belgede bu kente bir bilim adaminin saray tarafindan gonderilmis oldugu gorulmektedir.istanbul fethiye arasinda ki mesafenin 800 km civari oldugu dusunulurse kentin onemli bir kent oldugu anlasilmaktadir.
koy [ya da kent] tamamen kayalarin uzerine kayalarla kurulmu$tur. ayni donemde ki adinin levissi oldugu bilinmektedir. halki demircilik, oymacilik, kilim dokuma gibi el sanatlarinda geli$mi$tir. kibris fethedilmeden once; donanmanin:osmanli donanmasi bir kisminin sefer oncesi ki$i bu kentin arkasinda ki koyda gecirdigi bilinmektedir.
- gunumuzde kaya koy, turk yunan ili$kilerinin duzelmesi umuduyla, turk ve yunan giri$imciler sayesinde bari$ ve dostluk koyu sifatini kazanmi$tir. 90li yillardaki restorasyon cali$malarinda lower church dedigimiz 18inci yuzyildan kalma kilise, ve bazi evlerin restore cali$malari tamamen gonullu ki$iler ve tc. devletinin katkilariyla yapilmi$tir. ancak bu cali$malar bolgede ya$ami$ olan insanlarin anilarina saygi icin her yapiya uygulanmami$, onlardan bize kalanlarinda ayni $ekliyle korunmasi amaclanmi$tir.
ayrica koyde fotograf sanatcisi faruk akba$in actigi, kayakoy sanat kampi sanatin bir cok alaninda faaliyetlerini surdurmektedir.
koy turklerin veya yunanlilarin oldugu kadar diger insanlarinda ilgisini cekmektedir. burada yasayan yabanci uyruklu ki$iler icinde bohem olayini secen ressam ve muzisyenlere rastlanmaktadir.
bazi evler sahipleri bulunup, sahislar tarafindan satin alinmi$, evlerin tarihi dokusu bozulmadan ayni sekilleriyle yenilenmi$tir, bazilari ise yunanistandan goc eden ailelerce baskalarina satilmis, ahir olarak kullanilmaktadir.
kentin kalintilarini gezerken herhangi bir saatte huzur dolu bir bach sarkisi kulaklarinizi doldurabilecegi gibi kecilerini otlatan koylulerede rastlayabilirsiniz. eski $apel olarak adlandirdigimiz ve tepenin en ust kisminda bulunan yere devam edilirse oludenizin arka kismina acilan bir bogazla karsilasilmaktadir.
buraya gitmek isteyecek olanlara tavsiye, eski merdivenli yolu takip edip, sonrasinda ok i$aretlerine uymalaridir. ve mumkunse kirmizi sarap goturmek ihmal edilmemelidir
- bu koyun halkinin, o donemde kayra isimli bir gunluk gazete cikardigi da bilinmektedir.
guncel bilgi ve fotograflar icin bakınız: gezi dergisi agustos sayisi.
- koy icinde kendin pisir kendin ye mekani olarak cin bal'in tavsiye edilebilecegi, ayni zamanda sac boregi ve gozlemenin cok ucuza yenebildigi mekan.
kaya koy'den yola devam edildiginde gemiler koyu'na varilir.
- koy sinirlarindan hala imar gecirilmedigi icin halki sinirli olan koy.
- gecmisi m.o.3000'li yillara uzanan kaya koyden gunumuze m.o. 4.yy'a ait lahit ve kaya mezarlari ulasabilmistir. osmanli imparatorlugu'nun son donemlerinde tekrar iskan edilen kentte rumlarin, bati trakya turkleri ile mubadele edilmesi sonucu bosalan yapilarin ahsap bolumleri ve ust ortuleri dogal etkenlerle tahrip oldugunudan bir hayalet sehir gorunumunu almistir.
terk edilen kentte herbiri 50m2 den buyuk olmayan ve manzara ve isik acisindan birbirinin onunu kapatmayan, alt katlari kiler olarak kullanilan, ikiser katli, giriste catidaki yagmur sularinin toplandigi zemin alti sarniclarinin oldugu 350-400 konut bulunmaktadir.konutlarin arasina serpistirilmis cok sayida sapel, iki buyuk kilise, bir okul binasi ve bir gumruk binasi ile gorulmeye deger bir yerdir.
- mimari yapisi, dar sokaklari, kiliseleri ve dogasiyla etkileyici bir atmosferi olan kayakoy, eski bir rum koyu. fethiye'den oludeniz'e giderken, hisaronu tatil beldesine geldiginizde karymlassos tabelasini izleyin. bes kilometrelik bir yolun sonunda, dik bir yamaci boydan boya kaplayan evlerin kalintilariyla karsilasacaksiniz. biri digerinin gunesini kesmeden, birbirine saygi duyarak siralanan bu tas yapilar, yorenin ilginc tarihsel dokusunu olusturuyor.
- kayakoy'deki ilk izler, antik likya uygarliginin karymlassos kentine ait. kayakoy, kimi kaynaklara gore 11. yuzyilda, kimilerine gore ise 14. yüzyilda bolgede yasayan rumlar tarafindan likya uygarliginin kalintilari uzerine kuruluyor. evliya celebi'nin "seyahatname"sinde de sozu gecen ve rumca ismi levissi olan kayakoy'ün, 20. yuzyilin basina kadar zengin bir kent olarak yasamini surdurdugu biliniyor. 1912 yılında 6500 kisilik nufusa ulastigi bilinen koy, kilise, eczane, hastane ve hekimleri, okullari, postanesi ve zanaat atolyeleri ile yorenin en buyuk sosyal ve ticaret merkezi konumundaydi. ayni zamanda bir basimevi de bulunan koyde, tum guney ege'nin en guclu gazetesi olan "karya" cikartiliyordu.
- anadolu rumlari iyi yatirimci olduklarindan ekilir, dikilir araziye degil, cevredeki kayalik, taslik alanlara ev kurarlardi. iste, kayakoy de bu anlayisa uygun sekilde ozgun bir yerlesim alani olarak insa edilmis. kentin asagi mahallesindeki panaghia pyrgiotissa kilisesi ile yukari taksiyarhis kilisesi halen ayakta. buna karsin, yaklasik iki bin taş ev, sapeller, cesitli atolyeler, okullar, hastane binası, kutuphane ve diger amacli binalarin gunumuze kadar olan surecte fiziksel kosullara direnemedigi goruluyor. yine de tas yollar, meydanlar, hemen hemen butun evlerin kose ocaklari, tas ocaklari, spiral tuvaletleri, sarniclari ve cakil tasli dosemeleri kentin kultur zenginligini gosteriyor.
- halen trt belgesel programlar müdürü olarak görev yapan "mihriban tanik"in, hakkinda 1995 yilinda, trt ve kültür bakanligi ortak yapimi olan "zamanin durdugu yer: kayaköyü" ismiyle 1996 yilinda 8. ankara uluslararasi film festivali, ulusal belgesel film yarismasinda birincilik ödülü alan cok doyurucu bir belgesel hazirlamis oldugu eski yerlesim birimi.
belgeselde denir ki:
"bu kentte evlerin gözleri bombos.
gözbebekleri insanlarin yok.
evler ölmüs evler kör...
bahçelerde ocaklar kararip kalmis.
bacalar tütmüyor.
sokaklarda ayak sesleri, çocuk sesleri yok.
bahçe duvarlarinin ardindan türkü sesleri de gelmiyor.
zaman durmus.."
- 'sınırtanımaz' ekip olarak rölövesini çıkartıp tarih vakfına bağışladığımız sihirli yer.
- papaz buldugunuz takdirde* asagi mahalle deki kilisede evlenebiliniyor*
- mart-nisan arası özellikle sabah saat 7-8 arası evlerin arasından yükselen sis * sayesinde çok güzel fotoğraflar çekilecek yer.
- (bkz: kayafest)
- (bkz: ayriligin yurdu huzun)
- (bkz: gemiler adasi)
(bkz: panayia pirgiotissa kilisesi)
- ödemiş'te de bulunan bir köy.
- sanirim hala yaz aylarinda sanat ve fotograf kampina ev sahipligi yapan, sirin ve sakin merkez, olu denize engebeli bir trekking ile yaklasik 2.5 saatte ulasmak mumkun
- sağ ayağımda iki kırık bırakmış yer. vıyy
- kayafest oncesi:
" sızlayan sıcak bir insan yüreğinin doğada görülmesi...
boş duvarda masum bir gülümseme görmek; ağaç olup dallarını göğe dikmek;deniz olup dağların,insanların arasında yaşamak ,dalgalarla birlikte esmek...yürek dolusu gülmek,ormanda kırmızı oku takip etmek,kahvede kekik çayı içmek...yolu şaşırıp fethiye yerine istanbul yoluna girmek...
bizim yolculuğumuz, ankara’dan böyle başladı. şoför fethiye yolundan habersiz,otobüsümüze çöp arabası yoldaş...çöp arabasının arkasındaki gecenin içinde hayatın pisliğini temizlemeye çalışan amca anlayışlı,yorgun. bize gülümseyerek uzun uzun el salladı. amcanın yüzü insana çok şey anlatıyordu. “gidin” diyordu, “görün kayaköy’ü”.
iki saattir yoldaydık ve derslerde geçmeyen dakikaların nasıl geçtiğini hiçbirimiz anlamadık. çabuk geçeceği şimdiden belliydi bu üç günün.
otobüs şoförüyse bıkkın besbelli,sinyal vermeden araba solluyor,sigara sigara üstüne... otobüste sıcak içecek dağıtımı yok, mola yerindeyse; çaylar da şirketten değil. ama huzursuzluk vermiyor bu! ne çıldırıyoruz çay diye,ne de rahatsızlık duyuyoruz herhangi bir şey için. şoför belli ki bilmiyor nereye gittiğimizi!..
gittik.
artık biz kayaköy’deydik.
“hayalet şehir” diyorlarmış oraya.
oysa, ne korkutuyor insanı;ne de ölü kayaköy. o kadar yaşıyor ki; evlerin içinden insan sesleri duyuluyor. bir çocuk doğuyor, çığlık çığlığa. bir telaş,bir telaş. evlerin içindeki ocaklarda ekmek pişiyor,bacalarda beyaz bir duman... bir genç kız köye aldırmadan cilveleşiyor. kiliseler günah çıkartan insanlarla dolu. insanları rahatsız etmek endişesi içinizde olsa da,kendinizi bağıra bağıra şarkı söylemekten alamıyorsunuz boş duvarlar arasında,dua edercesine.
kilisenin bahçesindeki çan kulesine çıkıyoruz. bütün köyü görebiliyorsunuz. kalbiniz yerinde duramıyor. sokaklardaki yeşil içinizi dolduruyor. derin bir nefis alıp başlıyorsunuz düşünmeye. kafanızı eğer eğmez gördüğünüz sokakta, resim sergisini hayal ediyorsunuz. tam ortadaki meydanda süper bir konser. kilisenin avlusunda standlar. kimisinde göz nuru el işleri, kimisinde köylüler gözleme yapıyorlar...cıvıl cıvıl insanlar düşünüyorsunuz.
bizi hayallerimizden uzaklaştıran,o sırada gözümüze çarpan bir mağara oluyor. meraklıyız,heyecanlıyız. hemen mağaranın önünde buluyoruz kendimizi. hiç bu kadar mutlu etmemişti bizi mağara dolusu gübre görmek!..
sokaklar... her taşın arasından fışkıran sonsuz yeşillik. basmaya kıyamıyor insan. gelincikler evlerin duvarlarında büyüyor. papatyalar ...
insanların mübadele acısını alıp götürdüğü köyün tüm içtenliğiyle söyleyecek bir sözü var, belli.
diğer gün önümüzde köpeğimiz * kayaköy’ün tepesine çıkıyoruz .dağı aşacağız hep birlikte. aşma tutkusunun ilk bedelini yolumuzun tam ortasındaki ağacın dallarına kafamızı vurmakla ödüyoruz. tüm sakarlığımız, heyecanımızla. ee kolay mı o muhteşem köyün ardında denizi tüm coşkunluğuyla görmek. oraya da “ölüdeniz” diyorlar. keşke tüm “ölü” dedikleri burası kadar “canlı” olsa...
ormanda yürüyoruz gülerek, konuşarak...neyse ki oklar(!) var. onlar bizi kıyıya ulaştıracak. işimizi kolaylaştırır ama iki tane ok var... sorun değil aynı yeri işaret ediyorlar. ilerledikçe oklar da bizim kadar şaşırıyor. nedensiz bir şekilde birbirinden ayrılıyorlar . bizim neyimiz eksik,biz de ayrıldık o zaman doğru yoldan. kaybolup bir saat yanlış yoldan yürüyüp geri dönmeye üşenmiyoruz hiç birimiz.
aklımızda kayaköy ,denize dokunuyoruz.
deniz de bir başka. yazın gidip şıpıdık şıpıdık eğlendiğimizden daha hassas,daha duygulu. çok daha sıcak!
terminalle ikinci karşılaşmamızı yaşıyoruz aynı gün. uğurlamalar hep hüzünlüdür. gitmesinler istiyoruz ,el sallıyoruz. iki arkadaşımızın bir günün sonunda bizden ayrılmasından neden bu kadar çok etkilenmiştik?!yoksa, kayaköy’de yaşanan anlar bu kadar çabuk mu insanın içine işlermiş? işlermiş...yıllarca bu topraklarda yaşayan insanların dostlarından, evinden zorla ayrıldıklarında neler hissettiklerini düşünmeden bile...işlermiş.
sonunda dönüyoruz pansiyona. kayaköy’ün içindeki pansiyon evimiz olmuştu. köyün yamaç olmayan topraklarında yeni yerleşim var. teyzeler,amcalar...herkesin anlatacak çok şeyi var. pansiyonun sahibi olan teyze 1957 ‘de olan depremi anlatıyor, muhtar amca da yaz ayının nasıl geçmesini istediğini. bakkal abi fırtınadan bahsediyor. herkes güler yüzlü.
genç insanlar olarak yorgun değiliz tabii ki... iki buçuk saat yürüsek de, tüm gün gezsek de toplantı yapmamız gerekiyor. geçiyoruz herhangi bir odaya... gece geç saatlere kadar tartışıyoruz şişelerin rengini, çekirdek kabuklarını...olmazsa olmazı gerçekleştirdikten sonra rüyamızda kayaköy’deki kalabalığı görmek arzusuyla uykuya dalıyoruz.
kahvaltı masası da amacına uygun. yumurta şampiyonları,geyik muhabbetleri,sosyoloji bilimi, çay,su,köy peyniri derken yine düşüyoruz yollara. yollarda sadece yürünmez bilirsiniz. düşülür,kayılır hatta maç bile yapılır. yapabileceğimiz her şeyi yaparak yol ayrımına kadar yürüyoruz. tabii ki yine köpeğimiz yanımızda. yolun sağı dağ,dağın tepesi “af kule”. hava güneşli,biz mutlu, orman sakin. başlıyoruz bu sefer dağ yolunda yürümeye... 800 metre bir buçuk saatte yürünüyor ve değiyor yürüdüğümüze. deniz, dağ ,adalar ,ağaç... tüm duyu organlarımız çalışıyor. deniz- ağaç kokusu, serin bir rüzgar, rüzgarın uğultusu,midemizdeki zil sesleri,kaymaklı bisküvinin tadı,alabildiğine manzara. vakit geldi,dağdan iniyoruz. yürüyecek halimiz kalmamış, telefonla dolmuş çağırıyoruz . dolmuşun bizi ankara’ya götüresi olsa da kabul etmiyoruz haliyle. önce açlığımızı giderip sonra gidiyoruz terminale.
terminallerin havası bir başkadır. tuvaletleri paralı, benzin kokusu keskin ve hep soğuk. insanlar sevdiklerinden ayrılır terminalde,ya da buluşur yıllardır görmedikleriyle... hepsinde de bir hüzün vardır. bu hüzün eskitir bütün terminalleri, yorar...
biz de köpeklerimizle bekliyoruz terminalde. içlerinden biri, bir başka bakıyor. gözleri dolu dolu... masum,üzgün. üzüntüsü belediyenin kulağını damgalamasından değil... bizi anlıyor mu ne? sanki ankara’ya dönmek istemediğimizi biliyor .
otobüsün kalkış saati geliyor. terminal üzerine düşen görevi yapıp bizi üşütüyor. köpeklere el sallarken,hayalimizi gerçekleştireceğimizi hatırlıyoruz birlikte. hüzün dağılıyor. heyecan basıyor yeniden. ayrıntılar konuşulmuş,konser yeri belli! “ağustos ayında da buradayız” kavramı inanılmaz sabırsızlık yaratıyor insanda.
yaşananlar...
çok şey yaşadık birlikte...
çok şey var yaşanacak ; ağustos’ta ,kayaköy’de!.."
Not :Yukarıdaki bilgiler ekşi sözlük yazarları tarafından yazılmış olan bilgilerdir doğruluğu konusunda garanti verilmez.