kuzgun

kuzgun

kuzgun

aradığınız etikete şu linkten ulaşabilirsiniz : kuzgun için sonuçlar

kuzgun için diğer sonuçlar

  1. karga turunden bi kus...
    taklit yeteneinin cok iyi oldugu solenir..
  2. (bkz: raven) (bkz: edgar allan poe)
  3. karakarga
  4. kargagillerden son derece zeki bir kus turu. parlak nesnelere karsi ayri bir ilgi duyarlar.
  5. üstün bir model olsa gerek ki şöyle de bir atasözümüz vardır: kargaya yavrusu kuzgun gorunurmus.
  6. kuzgun iki dünya arasında sembol kabul edilir...yaşayalar için ölüm,ölü ruhlar içinse hayatı temsil eder...saman dininde oldukça yaygın kullanılan bir figürdür...ayrıca oldukça uzun yaşarlar(80-320) yıl kadar.
  7. kargadan daha iri hatta ufak capli bir kartal buyuklugunde olan kargagil. cok karizmatik bir hayvandir.
  8. (bkz: the crow)
  9. kuguncuk'un kısaltması biçiminde de kullanılır. örn: bu akşam kuzgun'da parti var.
  10. kelimenin muhtemel kökü: (bkz: kuz)
    kuzgundan türemiş: (bkz: kuzguni)
  11. (bkz: corvus corax)
  12. (bkz: matthew)
  13. kızılderili mitolojisinde kuzgun,ruhu huzura kavuşmamış,son dileği yerine gelmemiş kişinin hayata tekrar geri dönmüş halidir.mitolojide geçen hikayede,çocukları son dileğini yerine getirmediği için bir anne kuzgun olarak geri gelir ve her gece evlerinin önünde bekler,hatta çocukları rahatsız eder ta ki onlar kuzgunun aslında anneleri olduğunu anlayana dek.annelerinin onlardan istediği şeyi yaptıklarında bakarlar ki kuzgun bir daha asla görünmez,çünkü ruhu huzura ermiş ve artık ait olduğu diğer dünyada yerini almıştır...
  14. kuzgun
    bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin
    tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
    yorgun ve sıkıntılı-
    uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
    bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
    oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
    'odamın kapısını tıklatan' diye söylendim 'bir konuk-
    başka bir şey değil, yalnızca bu.'
    ah, iyice anımsıyorum ki o hazin aralıktı;
    ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
    sabahı istiyordum şevkle; -boş yere
    aramıştım
    ödünç bir avuntuyu kederden-
    yitik lenore'un kederinden-
    o eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin lenore
    diye andığı-
    buralarda, anılmayacak artık adı.

    ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
    hışırtısı
    önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
    tir tir titretiyordu beni:
    öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
    'oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
    bu-
    oda kapımdan girme izni isteyen
    geç bir konuk:
    başka bir şey değil, budur bu.'
    o sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
    oyalanmadan,
    'sir' dedim, 'ya da madam, affınızı dilerim
    ama
    gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
    bir tıkırtıyla geldiniz,
    ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
    oda kapımı ki,
    duyduğumdan pek emin değilim sizi'-diyerek kapıyı
    açtım burda; -
    karanlıktan başka bir şey yoktu orda.

    orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
    baktım uzun süre,
    kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
    hayalleri;
    ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
    vermedi,
    ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
    'lenore? '
    buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
    o söz 'lenore'
    başka bir şey değil, yalnızca bu.

    odama dönerken alev alev yanarak
    ruhum
    aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
    kuvvetlice.
    'kesinlikle' dedim, 'kesinlikle bir şey var penceremin
    kafesinde;
    öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
    çözelim; -
    rüzgardır, başka bir şey değil bu.'

    açıverince kepengi, eski devirden kalma
    azametli bir kuzgun
    kanat çırpıp sallanarak adım attı
    içeriye;
    ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
    oturdu;
    ama bir lady'nin ya da lord'un edasıyla
    tünedi kapımın üstüne-
    oda kapımın üstünde bir pallas büstüne kondu-
    konup oturdu hepsi bu.

    derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
    kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
    'sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
    korkak değilsin sen,
    gecenin kıyısından gelen
    suratsız ve yaşlı kuzgun-
    gecenin plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
    söyle bana.'
    kuzgun dedi ki 'birdahaasla.'

    çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
    böylesine açıkça,
    pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
    çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
    mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
    kuş-
    kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
    büstte,
    bir isimle 'birdahaasla' diye.

    ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
    yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
    içini dökmüş gibi.
    sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
    oynattı-
    ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
    dostları-
    sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
    önceden uçup gittiği gibi.'
    o zaman
  15. (corvus corax)

    çok büyük ve simsiyah bir kuştur. erişkini şahin boyundadır, çok daha iri gagası, belirgin uçuş hatları ve sesleriyle diğer kargalardan ayrılır. tipik sesi: pes ve vıraklama bir 'pruk, pruk'. ekin kargasından buna benzeyen fakat daha tiz bir ses duyulabilir. düz uçuşa hantaldır, yırtıcılar gibi uzun süre dönerek yükselir. ilkbaharda kur sırasında sürüler oluşturup akrobatik hareketler yapar; uçarken sırt üstü döner, dimdik dalışa geçer. yürüyüşü yavaş ve ölçülüdür. üreme dönemi dışında sürüler oluşturur, üreme döneminde tek başına yada çiftler halindedir. tundradan çöle kadar her türlü açık ve engebeli arazide; özellikle deniz kıyıları, ormanlar ve kayalık dağlarda yaşar. yuvasını bir kaya kovuğuna veya ağaca yapar. boy 64 cm.
  16. discovery channel'da bir belgeselde zekasını şahit olmuştum bir keresinde. denek kuzgun, suya atılmış uzun bir ipe bağlı yemi suya girmeden sahildeki ipi gagasıyla adım adım çekerek ayağına getirmeyi akıl etti. domuzlardan yemek çalmak için yemeğe dadanmış domuzun sırtına konup kuyruğunu gagalamak ve domuz uzaklaşınca hemen yemeğe uçup ısırık almak gibi bir yolu da icat etmişler ki edgar allan poe'dan sonra ikinci kez saygı duydum bu hayvanlara.
    zaten şiirdeki "perched upon a bust of pallas just upon my chamber door--perched and sat, nothing more"de de bilgelik tanrıçası pallas (athena) büstünün tepesine konması, poe'yu harap olmuş çaresiz bir hale düşürmesi gene bu zekanın yansıması olarak çıkardı karşımıza. öve öve bitmez şiir insanı ingilizce öğrenmeye iter, zira başka dile çevrilecek gibi bir eser değildir ve gerçek bir başyapıttır, her yönüyle hayran bırakır.
  17. vikingler denizde yolculuğa çıktıklarında yanlarına kuzgun alırlarmış, açık denizde salınca bunların uçtuğu yöne doğru gidip karayı bulurlarmış, o yüzden de odinin omzunda bundan duruyo herhalde
  18. bunun yavrusu cok sekillidir*.

    (bkz: kuzgun yavrusunu pamugum diye severmis)
    (bkz: kuzguna yavrusu anka gorunur)
    (bkz: kuzguna yavrusu kugu gorunurmus)
    (bkz: kuzguna yavrusu sahin gorunur)

    ya da kuzgun kendini kandiran bir hayvandir. kugu nere kuzgun nere, hayret bir sey.
  19. (bkz: prof. dr. saban kuzgun)
  20. tüy rengi siyah olan kargalara verilen isim
  21. eski zamanlarda savas alanlarinda takildigi ve lesleri yedigi icin karanlik hikayeleri uretilmis kus.
  22. les kargasi, saksagan ve alakarga ile birlikte, avi her mevsim serbest olan bir kustur.
  23. edgar allan poe'nun depresyona verdiği isim.
  24. yavruların en güzeli derler...
  25. mehmet taner'in opal ve kum kitabından bir şiiridir;

    şiir boşluğa seslenir
    sonunda bir kara
    bulunmayan şiir,
    sade kanat çırpışlar
    ne ufuk ne gövde ne bir -

    görünmeyen gemilere:
    ilk boş an'a, seslenir şiir

    şiir boşlukla buluşur, hudut
    boylarınca tensiz nefsin

    tüyleriyle buluşur, kendi

    kendini tutuşturan şiir
  26. Not :Yukarıdaki bilgiler ekşi sözlük yazarları tarafından yazılmış olan bilgilerdir doğruluğu konusunda garanti verilmez.